Derdim Çok…

Rüyanızda hiçbir çiçeğin kokusunu aldınız mı? Ben almıştım. Yok ya olmuyor, ben duygusal moda giremiyorum, neden bilmiyorum ama olmuyor işte. Aslında çok duygusal bir adamım ben ama işte girmek istemiyorum o moda. Sonra diyorlar vay şunu taklit ediyo, vay bunun gibi davranıyor. Sonra Murat abi ordan diyo “olm evlenmeyin” zaten nüfusuna da almıyor beni. Dedim o kadar “abi işim var hazır büyümüş çocuk işte daha ne istiyosun” diye ama yok illa da almam da almam. İyi o zaman ya almazsan alma bak nerden nereye geldik. Cumartesi bugün ya evde kaldım yine. Canım çok sıkılıyor, pazartesi gelse de işe gitsem en azından vakit geçiyor çalışarak.

Bugün Cumartesi evet evet cumartesi bugün. Tam duygusal moda bağlanacaktım bugün, birkaç güzel bir şeyler çıkarmak için ama olmadı işte yine saçmaladık. Arkadaşım masal yaz diyor, önce küçük küçük bir şeyler. 1, olmadı 2, olmadı 1000 tane, elbet yazarsın diyor. Aslında ben de malzeme çok ama kelimelere dökmek çok zor ya. Sonra bir dizi ya da bir film ya da bir kitap görüyorum “hay sizin ya, yine benden önce yapmışlar” diyorum olmuyor, yine tıkanıp kalıyoruz. Bugün de işte o günlerden biri, yine tıkanıp kaldık. Daha “A” demeden bitti. Aman boş ver ya ne yazacaksın ki, yazsan ne olacak sanki, bir şeyler mi değişecek. Neyse ya bugünde bir şekil bitecek, bir alıntı ile bitirelim en iyisi:

“Kaybetmekten korktuğumdan değil, yarışmaktan anlamam. Hem sevgi dediğin nasıl yarıştırılır ki? İlla bağıra çağıra haykırmak mı gerekir sevdiğini? Gösterişli hediyelerle ya da şaşalı cümlelerle süslemek mi gerekir sevgiyi? Ne gözlerine bakıp söyleyebilirim ne de pazarlayabilirim sevgimi.”