Hiç

Ben, sen, o yada biz, nedir ki? Sen “Hiç” oldun mu?
Hiç olmak kendini yoksun, değersiz, işe yaramaz hissetmek değildir. Kendini fark etmek, tanımak demektir. İçinde aslında her şeyinin olduğunu öğrenmek ve bedenin bir değeri olmadığını bilmektir hiç olmak. Öğrendiklerinin, bildiklerinin hiçliğinin bilincine varmaktır. Yalnızlık tüm benliğini kaplar, çokluğun içinde yalnız olmaktır. Sürekli çoğalır, bunu kabullenmek kolay değildir. En sonunda yalnızlığınla mutlu olmaya başlarsın ve içindeki Tanrı yı bulma yoluna girersin. Ne bir insansın ne de bir Tanrı! İkisinin arasında olursun bir hiç olarak. Ardından tüm duygular, sevgi, aşk, korku, nefret, heyecan, cesaret ve diğer hepsi artık sana katılırlar, yalnızlığına arkadaş olurlar. Öyle bir duruma gelirsin ki, gittiğin yolun ucunun nereye vardığını düşünmeden atlarsın direkt. Zamandan, mekandan, gelecek kaygısından, egondan, benliğinden artık bağımsız olup hep var olursun hiç olarak. Hiç olmak her şeydir.
Para, makam, sağlık, varlık, bunlar geçicidir. Bunlara sahipken değerini bilmek, bencil olmamak ve hepsinin bir sonu olduğunu aklınızdan çıkarmamak gerekir.
Bunu daha iyi anlatmak için genelde hep Nasrettin Hoca nın bu fıkrasını kullanırlar. Ben de bunu kullanmak istiyorum:
Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
-Kimsin?
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, bu defa Hoca sormuş:
– Sen kimsin?
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş gene Nasrettin Hoca.
– Herhalde vali olurum.
– Daha sonra?
– Vezir
– Daha daha sonra ne olacaksın?
– Bir ihtimal sadrazam olabilirim.
– Peki, ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”
– Daha niye kabarıyorsun be adam! Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında!”
İlişkilerde hep böyledir. Ya Bir olmaya çalışırsın, ya da Biz olmaya çalışırsın. Ama bir Ben, bir de Sen vardır. Hep bir kaybetme korkusu, beklentiler içinde yürüyen yalandan bir aşk hikayesi. Sözde biziz, ya da biriz. Bir elmanın iki yarısıyız. Madem öyle bir bütünsünüz, neden hep sonunda ayrılık var?
Erkan.